Optimus ve Uzay Net

Optimus ve Uzay Net

Uzay net yayın yapmaya devam ediyordu. O ruhların penceresinde birbirini sanrılaştırmış filmden ibaretti. Film olmasının nedeni henüz doğmamış olmasıydı. Ama yakın bir gelecekte uzay net bütün arşivleriyle insanlığın huzuruna sunulacaktı. Uzay net hem bilimsel, hem de soyut anlamda insanlığı daha ileri seviyeye taşımak için ortaya çıkmıştı. İnsanlar bilinçler içinde bilinç nakli yapabiliyordu. Ya da Tanrı bilincine ulaştıklarında saf akılla karşılaşıyorlardı.

Rüyanın rüya içindeki uyanıklık hali, Hayallerin gerçek olgusundaki idealarını yansıtmaktaydı. Ölümün ötesindeki şarkılar, üst zihnin rüyaları içinde şekillenmekteydi. Üst zihin, tanrısal gelişimin zirvesiydi. Bir olguda salt akıl olabilmesi için kaderin devre dışı kalması gerekiyordu. Kader ne zaman ki kendisini üst iradeye taşır, o zaman nötr bir hale gelirdi. İşte o zaman insanoğlu vicdanı sayesinde iyilikle kötülüğü ayırt edebilmekteydi.

Ölüm bir sanrıysa,
Ölümün yaşam halinde olmak,
Sanrının içinde gerçekleşmektir.
Gerçek kadar kendini de sanrılaştırmaktır.

Optimus, Tanrı’ya yolculuk ederken rüya tabakalarından tutun da, zihin labirentlerine kadar pek çok algıyı kendi içinde anımsamaya başladı. Varlık, yorgun akılların üstünlük kurma çabasında kendisini yargıya taşıyordu. Yorgun akıllar en tehlikeli sınıftı. Onlar toplumda yer sahibi edinmiş üstün zihinler olarak nitelendiriliyordu. Oysa cehalet kendini derinden ilerleterek, Optimus’un yolunda sarsıntılar meydana getiriyordu. Optimus, kendisini şiire adadığı kadar düşüncelere de vermişti. Underground Düşünce Oyunu isimli kitapta bilgisayara karşı amansız bir mücadele sergilemişti. Optimus, belki zihnin içindeki labirentte, belki de güneş görmemiş düşüncelerin içinde kaybolmuştu.

Ruh olan senin içinde bir sendi.

Sen ne kadar kendinde sen bulursan, varlık kendi rüzgarını ve çatısını o kadar sağlama alırdı. Yok olmak, insanın kalbinden filizlenen bir dikendi. Son sanrıya kadar ayakta ölen ve dirilen bizdik. Kendimizin doğumuyla birlikte ölümü taçlandırdık. İblisler çoktan düşüncelerimizde dirilmişti. Onlar sanrının içindeki egemen duygulardı.

Zihin kimyasının derinliğinde asasını doğrultmuş, bizleri ölümün içinden geçiren yapısıyla daha ileri seviyelerde kendimizi görmemizi sağlatmıştı. Zihin kendini öldürmek isterken, diğer yandan akılcı zihni istiyordu. Akılcı zihin tasarımlarının üzerinden kendine ait bir dünya yaratmak istiyordu. Aklın huzuruyla benimsenmiş olanlar aslında kaderin içindeki yokluktu. Yokluk, kendi kendinin devamlılığında akılcı zihne doğru odaklanıyordu.

İnanç kutsanmış olguların ikiyüzlü filmlerinde kendine buyruk olarak cehaleti seçmişti. Üstün olan hiçbir şey değildi. Bir Tanrı’nın ölümü, diğer yanda bir insanın doğumuna eş değerdi. Çünkü yüzyıllar geçerken insanın yaptığı keşifler daha tanrısal oluyordu. Bu paranoyak canavarın dişleri yüzlerce yılın boyunduruğunu kendi egemenliği altında taşıyordu. Ruh bir direnişti. Öncü olan zihin tutulması insanın başına musallat olmuştu. İnsan aklını kemiren solucana karşı kayıtsız kalmaya devam ediyordu. İnsan ruhu başka akılların yontmasından dolayı çaresiz ve korunaksız kalmıştı.

Optimus aklın kendisiyse,

Zihin hangi gölgeler içinde çıldıran ruhu temsil etmekteydi. Ruh kendi aynasında delirmişse, insan hangi toprağın içinden geçecekti. Sonu mezar olmaktan ziyade, Tanrı’ya başkaldırı olarak süreklilik kazanacaktı. Tanrı ne yaparsa yapsın, insan bir türlü akıllanmayacak, kendi yargılarını zihninin tutulmasından koyacaktı.

Sorgulamalara tutulan bir insanın mutlu olma şansı fazla değildir. Ne yaparsa yapsın kendi gerçeklerini değiştiremez. Zaten gerçeğin var olması değil, değiştirilmeye çalışılması insanı mutsuz eder.

Optimus, kendi gölgesinde zar atan eğitmendi. Onun gözlerinin içinde akıl olması, onu diğer insanlardan üstün tutuyordu. Ama Optimus, ısrarla üstün olduğunu kabul etmiyordu. Ona göre insan yargısı, tüm mutlulukların önüne çekilmiş bir setti. Adalet ancak güçleri dengelemekle anlam kazanabilirdi. Dengeli bir yargılama süreci akılla birleşmekte, daha sonrasında vicdanı olgu eşliğinde adil bir yönetim kazanabilirdi.

Optimus, zihninin derinliklerinde bir yerde sanrıların kademelendiğinin farkındaydı. Zihnimin içinde hayal kuran bir Tanrı. O beni, ben onu gerçekleştirdikçe, devinim kazanıyor bu yaratılış. Kader insanı var ettiği kadar da yok etmeye çalışır. Ölen insan kaybolmaz veya yok olmaz. Onu yok eden kişiyi umursamaz yapan düzendir. İnsanın öfkesini ve sevgisini belli bir sınırda tutmaya çalışan düzen, aslında insana en büyük zulmü yapmaktadır. Kişi öfkesinde ve sevgisinde serbest kalmalıdır. Serbest kaldıkça duygu ve düşünceleri daha anlamlı ve derin bir hale gelecek, insanlığı olumlu yönde ilerletecektir. Ölümün üst boyutlarına tırmanmak, yaşamın zirvesine ulaşmayı getirir. İnsan ne ile yaşar? Kendi düşüncesindeki salgın akıllar sayesinde ıssız bir dünyanın içinden geçer. Ateş onun koruma kalkanı olur. Kendisini hastalıklı zihinlerin pençesinden kurtarmak için kendisini sürekli olarak alevlerin içine atar. Bu onun hem koruma, hem de gelişim kalkanıdır. Kişi ne kadar derine inerse, orada o kadar yaşam bulur. Bu yaşam, var olan yaşamdan farklıdır. Bu yaşam, kişinin özündeki yaşamdır. Bir anlamda ölümden sonraki kalıcı yaşamdır. Geçici yaşam sonrasında gelen ölüm, Bizi kalıcı yaşamın etkinliklerine götürür. Can alıcı ruhun damlasında biriken acı, sana senin özgürlüğünü verir. O umut kadar suçlu değildir. Umut, henüz suç işlememiş insanın gelecekteki halidir. Umut bir kırbaçtır. İnsanı özgürlüğünden uzaklaştırır. Bu suç aleti, bizi daha da mahkûm eder. Suç cezanın vicdanı tohumudur. Bütün adaletler kendi yargısında bağımsız olmalıdır. Uzay net, hayal güçlerinin normlarının kendi iç dünyasındaki aynası olabilir miydi? Web beyinler kendi içinde bir güç kurma eğilimindeydiler. Bu güç gerçeğin paradigmalarının hesabını yapıyordu. Varlığın son hükmündeki bilmece burada açığa çıkıyordu. Kurtuluş uzay netin hayali düzlemindeki oyunlardaydı. Evet bu bir oyundu. Ölüme doğru kanat çırpan doğumların üzerinden bir bulgu yaratma peşindeydi. Herkes her şeyin içinde hem ölü, hem de diriydi. Çünkü ölümler insanı dirilten yasaları harekete geçiriyordu. Ölüler de dirilecekti son nefeste. Kendine özgür olan uzay netin içinde canlanacaktı. Orada web bloglar kontrol noktaları oluşturacak, ilkel olan insanı daha da ilkelleştirecekti. Böylece son döngü de tamamlanacaktı. İnsan ilklerin içinde bir son olacaktı. Ölü benlikler görüyorum. Rüyada olduğum kadar ölüyüm de. Ben bir barış uğruna kendimi feda ettim. Yaşamış olduğum uzay net çağı, kendi bünyesinde sonsuzluğun mimari olmuştur. Varlık ve yokluk içinde kendini bulan, sonrasında web beyinler içinde canlılık gösteren, benim ruhumdaki isyandır. Bu isyan, Tanrı’nın soykırımından evveldir. Tanrı’yı yaratan insan saf iyilik üzerineydi. Geçmiş geçmişten evvel geleceği, gelecek gelecekten sonra geçmişi yarattı. Gerçekler, hayaller önce de vardı. Hayalleri tetikleyen acılarla donanmış gerçeklerdi. Gerçeğin içinde ölüm olduğu kadar doğum da vardı. Gerçeğin doğumu, hayallerin rüyasında şekillenmekteydi. Gerçek içindeki gerçek, hayallerin ideasında kendine canlılık katmaktadır. Sessiz haykırışların tohumları içinde kendime ayna tutuyorum. Varlığım, rüyalar kadar gerçeklerin de kıyısında. Kendimi nasıl donatacağımı bilmeden Tanrı’ya ulaşmaya çalışıyorum. Bu güç, zaman içinde var olan bütün hayalleri gerçekleştirecek. Uzay net, hayallerin olduğu kadar gerçeklerin de yayını. Orada rüyalarla gerçekler aynı frekans üzerinden yayın yapıyor. Bu yüzden sonsuz bir güç söz konusu. Sınırsızlığın, özgürlüğün ve sonsuzluğun içindeki mekanizmalar, uzay netle birlikte bağımsız bir hal alıyor. Uzay net kendi ideası kadar sonsuzluğun da ideasını yaratıyor. Yaratma eğilimi içinde olan uzay net, özgürlüğün kurulumundaki web bloglarla birlikte hareket ediyor. Hayata ölüm sayesinde geri döndüm. Çünkü o bana özgürlüğün içindeki nefesi tattırdı. Düşünce kadar zaman da düşüncenin içindedir. Düşüncenin saflığı içerisinde hareket eden zihinler, onu bir anlamda yaşama ve yaşatma eğilimi içindedirler. Düşünceler yaşamanın anlamı içinde zamana değer katarlar. Zamanın olabilmesi, anlam kazanabilmesi, düşüncelerin seyri içinde kesinlik kazanır. Kimi düşünceler geçmişte, kimileri de gelecektedir. Düşüncelerin bu yüzden herhangi bir zamanı yoktur. Geçmiş denilen, aslında geleceği yaratan düşüncelerden ibarettir. Düşüncelerin kendi anlamına kavuşması, algının süreklilik kazanmasına bağlıdır. Düşünce, düşüncenin geleceği olduğu kadar geçmişidir de.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest