Ağır Sözler Ölmeye Gülen Çocuk

Ağır Sözler Ölmeye Gülen Çocuk

Ölmenin yemini içinde geçen zamanda kaybolan bendim. Sürüklendiğim yerde şehri alt üst eden, aynı zamanda kahır diyalogları içinde Tanrı’yı arayan da bendim. Neler geçti, başımdan.

Burada kendimi savunacak değilim. Lakin rüzgar içimdeki yalnızlıktan esiyor. Orada çeşitli insanlar var. Ve o insanların içinde insansızlık da var. Nasıl bir yeminse, beni aldı götürdü.

Her şey bir yana, sevda bir yana. Belki de akıl döngüsü içinde kendimi düşünceye kaptırıyorum. O düşünceler ki, beni bir yerde dünyadan alı koyuyor. Kendi kendime mavileri çiziyorun. Sarhoş bir intiharın kıyısında sevdiğimle sevişiyorum. Ama bu sevişme hiçbir sevişmeye benzemiyor. Çünkü sadece ruhumun içindeki uçurtmalar konuşuyor. Belki de gülen çocuk benim.

 

Ölmüşüm. Kıyı başıma vurmuş. Acı diyalogları içinde olgunluğun hamlesini yapıyorum. Sessizce kendi yankımdan geçen bir Anka kuşu oluyorum. Orada aşk içinde meydana gelen bir aşığım. Binlerce kez bölünmek, ya da sonsuzlukta çalkalanan bir rüzgar olmak. Sizce de cehennem sevinç değil mi?

 

İnanmak, ya da kendini gömmek. Bir ara kendime geldiğimde soframda ölü ekmekler görüyordum. Lakin ben şizofrenliğin kıyısından dönmüş bir gemiyim. Benim dümenim,

insanlık denen kumaşta saklanan bir sızı. Öyle ki, kendimi bazen de hor görüyorum. Kabuslar anlatıyorum, sevdiğime. Ben ki, sevdiğimin mendilinden yansıyan bir göz tohumu. Güller açan, yelkenleriyle dünyayı turlayan bir parıltı. Ya da martının aynasından sızan bir orkestra. Nasıl cevaplarsan cevapla. Sen sorguladıkça aklını yitiren bir zamana dönüşüyorsun. Ne sen kalıyorsun geride, ne de senden bir parça. Sadece boynu bükülmüş yeminler içinde geçen

Tanrı ağlayışları.

 

Ben çekip gitmekte zarar görmüyorum. Burada keskin bir meltem var. Burada şehrin

bacalarından süzen bir kadın var. Burada benim kayboluşum var. Bir kez daha ant içiyorum.

 

Belki de sevmek bana hiç uğramayacak…

 

Yaşa sen de, karınca. Sen de bu dünyada bul kendini. Bakarsın gökten bir elma düşer. Ya da bir rüzgarın sağ duyusundaki uçurtma kendini gösterir. O zaman seninle aynı yağmurda birbirimizin gözlerini içeriz. Bir şarap gibi kendi içimizdeki yürekten boşalırız. O vakit tüm zincirler kendilerini boşa alır. Sen bir ucundan, ben de bir ucundan tutup, kendimize şarkılar söyleriz. İşte orası insanlığı bulacağımız son yörünge olacaktır. Çünkü her şey kendinden habersiz bir şekilde ölmekte. Ölü olanlar yaşayanlarla bir olmuş. Daha doğrusu yaşayanlar, kendi içlerinde çoktan ölmüş. Onlar sadece nefes aldıklarından ötürü yaşadıklarını zannediyor. Oysa kafalarını kaldırsalar, bulutların içinde olan gerçekleri görecekler. Senin

içindeki keskin mızrağa bir kere daha tanık olacaklar.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest